| Filistin'de tek devlet kurulmalı |
18 Mart 2008 |

Her durumda, Filistin devletinin kuruluşu Filistin sorununu çözmeyecektir. Tüm dünyaya dağılmış 6 milyon mültecinin sorunları ile ilişkili değildir; İsrail’in İsrail’de yaşayan 1.3 milyon Filistinliye uyguladığı ırkçı şiddetle ilgilenmemekte, onları üçüncü sınıf vatandaş olarak görmesini değiştirmeyecektir.
Anna Weekes: Gazze Şeridi’nde mevcut durum nedir?
Haidar Eid: Gazze gettosunda yaşananlar hakkında hayal kırıklığı hissetmeden konuşmak mümkün değil. Burada yaşananlar tüm dünyanın gözü önünde yavaşça gerçekleşen bir soykırımdır.
Gazze kuşatması ve Gazzelilerin İsrail tarafından illegal biçimde kolektif olarak cezalandırılması yiyecek fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. Pek çok yiyecek, ilaç ve inşa malzemeleri gibi diğer ihtiyaç maddeleri hiç bulunmuyor. 91 ilaç için hiç stok kalmadı. Hastanelerin elinde çocuk ilaçları, antibiyotikler, kronik hastalıkların ilaçları, kanser ilaçları, böbrek ilaçları gibi ilaçlardan hiç bulunmuyor. Ek olarak, diyaliz makinelerinin ekipmanlarında da sorunlar var. Çocuklarda diyare görülme sıklığı arttı ve eğer böyle giderse hepatit ve tifo hastalarında patlama yaşanabilir. Sınır geçişlerinin kapanması tıbbi tedaviye ihtiyaç duyan düzinelerce Filistinlinin yaşamını yitirmesine neden oldu. Onlarca kanser hastasının Mısır ya da İsrail’e girmesi yasaklandı. Düzinelerce başka hastanın Mısır’da, Ürdün’de, İsrail’de, Batı Şeria’da hastanelere ulaşması engellendi. Bu hastalardan 38’i çocuklar da dahil olmak üzere son bir ya da iki hafta içinde hayatını kaybetti. Şu anda ölümün kıyısında bekleyen binlerce hasta var.
Yakıt çok az bulunabiliyor ve çok pahalı. Fabrikaların kapanması nedeni ile 80 binden fazla işçi işlerini kaybetti. İsrail işgal güçlerinin aynı zamanda saldırılarına ve bombalarıma devam ettiklerini, çocuklari ve sivilleri katletmeye devam ettiklerini söylemeye gerek yok herhalde.
AW: İki devletli çözüm mümkün mü?
HE: Hayır. Eylül 2001’de Güney Afrika’da Durban’da Irkçılığa Karşı Dünya Konferansı Sivil Toplum Örgütleri Forumu’nun ortaya koyduğu çözümü hatırlatmama izin verin. Bu çözüm önerisi, “İsrail ırkçı ve aparthayt bir devlettir. İsrail apartyahdı insanlığa karşi ayrımcılık, mülksüzleştirme, yasaklama, toprağa erişimin sınırlanması, ulussuzlaştırma ve insanlık dışı uygulamalarla karakterize bir rejimdir.” belirlemesini yapar.
1967 sınırlarından bağımsız, egemen bir Filistin devletininin kurulması uygulanamaz bir durumdur. “Bantustan” (1940’larda Güney Afrika’da etnik ve ırk temelli küçük devletlerde Afrika halklarını tecrit etmek amacıyla kurulması hedeflenen küçük yerleşimler ç.n) temelli bir sistem kapsamlı bir barışı garanti etmez. Bu, Güney Afrika’da da başarılı olamadı. İronik olarak, 1993 yılında İsrail ile FKÖ arasında imzalanan Oslo Anlaşmaları da durumu tarihi Filistin topraklarının yüzde 22’sinde bağımsız, egemen bir Filistin devleti’nin kurulmasının imkansızlığına sürükledi. İsrail zaten Kudüs’ü alarak ve onu Yahudi devletinin başkenti olarak deklare etmek suretiyle yeni bir gerçeklik inşa etti. Dolayısıyla, Kudüs gelecekteki Filistin devletinin başkenti olmayacaktır. Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimcilerin sayısı yarım milyona yükseltildi. Ve Aparthayd-Ayrımcılık- Duvarı Batı Şeria’nın %20-30’u gasp edilerek inşa edildi, yalnızca Yahudilerin kullanabildiği yolların sayısı her geçen gün artırılıyor.
Bağımsız, egemen bir Filistin devletinin kurulması Oslo Anlaşması’nın hiç bir maddesinde geçmemektedir. Bu konu, bölgedeki güç dengeleri tarafından belirlenecek bir sorun olarak bırakılmıştır. Ve bu denge şu an İsrail’den yanadır.
Her durumda, Filistin devletinin kuruluşu Filistin sorununu çözmeyecektir. Tüm dünyaya dağılmış 6 milyon mültecinin sorunları ile ilişkili değildir; İsrail’in İsrail’de yaşayan 1.3 milyon Filistinliye uyguladığı ırkçı şiddetle ilgilenmemekte, onları üçüncü sınıf vatandaş olarak görmesini değiştirmeyecektir.
AW: Filistinlileri tek devlet için harekete geçiren nedir?
HE: Filistinlilerin pek çok grubu, çok farklı arka planlar üzerinden yükselerek Ortadoğu’da adalet için Tek Demokratik Devlet’in kurulması için bir araya gelmiş durumda. Ortadoğu’da kapsamlı bir barışı inşa edebilecek tek geçerli seçeneğin tek-devlet çözümü olduğuna inanıyoruz. Tarihi Filistin topraklarında, din, ırk, cinsiyet ayrımı olmaksızın, Filistinli mültecilerin geri dönüşü de garanti edilerek, laik, demokratik bir devletin kurulmasının Ortadoğu çeliskisini çözecegine inanıyoruz. Bu tam olarak İrlanda ve Güney Afrika’da gerçekleştirilendir. Etnik-dini arka planlar üzerinden bir tekel olamaz. Irka, etnik temele ya da dine dayalı ulus devletlerin kurulması artık tarih dışıdır.
Ayrıca, Filistin temelli İsrail’e yönelik boykot, yaptırım uygulama kampanyalarında da aktif biçimde çalışıyoruz. Bu müeyyideler, aparthayd dönemi boyunca Güney Afrika’ya uygulandıkları biçimi ile, İsrail’in Filistin’e yönelik soykırımcı politikalarını durdurmak için gereklidir. Bu şiddet içermeyen yöntemlerin İsrail’in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını ve tüm vatandaşlar için demokratik bir devletin kurulmasını tanıyana kadar sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz.
AW: Annapolis’te gerçekleştirilen ve İsrail-Filistin “çeliskisi”ni bitirmeyi hedefleyen toplantıya ilişkin düşüncelerinizi açıklayabilir misiniz?
HE: Annapolis toplantısı Amerikan Başkanı’nın kendisini “barış adamı!“ olarak pazarlama umutlarına da son noktayı koyan bir tantana idi. Kamp David sürecine benzer biçimde, toplantının başarısızlıkla sonuçlanmasının suçu Filistinlilerin üzerine atıldı. Bu toplantı, Filistin sorununu teşkil eden temel konulardan hiçbirine değinmedi; İsrail güçlerinin 1967 sınırlarının ötesine çekilmesi, geri dönüş hakkı ve Kudüs meselelerinden hiçbirine değinmedi. ABD her zaman Filistin halkının temel hakları söz konusu olduğunda İsrail yanlısı bir politika izledi.
Bush’un açılış konuşmasında belirttiği en tehlikeli nokta İsrail’in “Yahudi karakteri”ydi. Bu hepimizin Güney Afrika’dan çok iyi bildiği ırkçılıktır. Tüm bunlar, bizden dünyanın dört bir yanına sürülmüş olan 6 milyon Filistinli mültecinin tüm haklarını unutmak, 1.3 milyon Filistinlinin İsrail “vatandaş”ları olarak kültürel ve ulusal haklarını tamamen gözardı etmektir. Bu formülasyona göre, Filistinliler yalnızca Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da yaşayan insanlardır. Ancak, Filistin sorunu ve Ortadoğu’da barış mültecilerin geri dönüş hakkı ve Filistin içinde ve dışında yaşayan Filistinlilerin hakları tanınmadan mümkün olamaz.
AW: Örgütünüz Güney Afrika hükümetinden ne beklemektedir?
HE: Aparthayd sonrası Güney Afrika hükümetinden pek çok ortak noktamız olduğu için mücadelemize yönelik daha iyi bir kavrayış geliştirmesini bekliyoruz. Güney Afrika, İsrail ile diplomatik bağlarını koparmalıdır, tam olarak Aparthayd döneminde sizin tüm dünyadan boykot talep ettiğiniz gibi. Güney Afrika’nın kurtuluş figürleri, Desmond Tutu, Roni Kasrils ve John Dugard hatta (resmi) Amerikan Başkanı Jimmy Carter bile İsrail’i bir Aparthayd devleti olarak tanımladı. Aparthayd nasıl yok edilir? Elbette, büyükelçilikler kurarak, ekonomik anlaşmalar yaparak yada ‘normalizasyon’ sürecine katkıda bulunarak değil.
AW: Güney Afrika halkı Filistinlileri desteklemek için ne yapabilir?
HE: BM, AB, ABD ve uluslar arası örgütler Filistin halkını desteklemedikleri için, biz sıradan insanlardan, ne kadar küçük olursa olsun Filistin halkı ile dayanışmalarını göstermelerini ve İsrail’in soykırımcı savaş suçlarını kınamalarını bekliyoruz. Hükümetlerini, İsrail’in uluslar arası hukuk kuralları çerçevesinde hareket etmeye zorlayacak önlemler alması için baskı oluşturabilirler. Ancak Güney Afrika halkı ile daha çok ortak noktamız olduğu için onlardan daha fazla destek bekliyoruz. İsrail’e yönelik eylemler aynı zamanda ırkçı Güney Afrikalılara yönelik eylemler olacaktır.
Anna Weeks bu röportajı, Gazze Şeridi El-Aksa Üniversitesi İngiliz Edebiyatı Bölümünde Yardımcı Profesör olarak çalışan Dr. Haider Eid ile gerçekleştirdi.
Anna Weekes Güney Afrikalı bir sendikacı ve Güney Afrika hükümetinin İsrail’e karşi yaptırımlar uygulaması için kampanyalar yürüten Savaş Karşitı Koalisyonun bir aktivistidir.
Anna Weekes, Electronic Intifada, 12 Mart 2008