| Hep beraber, ileri |
04 Ekim 2007 |

FDKC olarak, Filistinli tüm güçlere ulusal birlik, siyasi ortaklık esasına dayalı görüşmelerin başlatılması çağırısı yapıyoruz.
Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi'nin kurucu lideri Naif Hawatme, FDKC'nin tarihinden, Filistin'deki güncel politik duruma uzanan bir dizi konuda görüşlerini Atılım gazetesiyle paylaştı.
Örgütünüzün kısa tarihçesi ve devrimci güçlerle ilişkisini anlatır mısınız?
Naif Hawatme: Örgütümüz, çağdaş Filistin devrimi mücadelesinde klasik soldan ayrı özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinde bir yol açmak iddiası ile 22 Şubat 1969’da kuruldu. Örgütümüz ‘devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz’ bakış açısını kendisine rehber edinerek toplumumuzda özgürlüğe giden yolda sadece silahlı mücadele fikriyle değil, toplumsal adalet, eşitlik, demokrasi anlayışıyla yürümüş, bu mücadelede binlerce erkek ve kadın savaşçısını esir ve şehit vermiştir. Ulusal bağımsızlık, kurtuluş, başkenti Kudüs olan, BM 194 nolu Kararı temelinde 4 Haziran 1967 sınırlarında Filistin devletini kurmaktır hedefimiz. Bize göre sol soyut bir düşünce değil, aksine somut bir gerçekliktir. Bizim Filistin devriminde ikili, zor ve meşakkatli bir görevimiz olmuştur. Biz hep yenilenmenin, dönüşümün öncü rolünü oynamaya çalıştık. Toplumsal adalet, eşitlik, demokrasi mücadelesinde gerek Filistin’de, gerek Arap ilerici kamuoyunda saygın bir yerimiz olduğunu söylemek abartı olmaz. Doğuş ve kuruluşumuzun ayırt edici özelliği, o ana kadar savunulan stratejik ulusal programdan ayrı olarak ‘aşamalı programı’ savunmamız oldu. Bu program, çağdaş yakın dönem Filistin devriminin kuruluş mücadelesine soluk aldırabilmiş, somut gerçekçi olgular üzerinden oluşturulmuştur. Bütün bunları ‘iç mücadelede birlik’ sloganı şeklinde formüle ederek FKÖ, ulusal meclis gibi kurumlarda çalışma yürüttük.
Günümüzde ise; ulusal meclisin uzun süredir toplanamıyor oluşu, siyasi tıkanmaların başında geliyor. Ulusal meclisin bir alt organı olan merkezi meclisin toplantılarında alınan kararlar olsun, 27 Haziran 2006’da yayımlanan Filistinli esirler manifestosu olsun alınan kararları (ki bunlar tüm Filistinli güçlerin nispi temsil şeklinde siyasi ortaklığını öngörüyor) destekliyoruz. En son kurulan ulusal hükümet siyasal ortaklığa göre değil, Hamas ile El Fetih arasında paylaşıma dayalı olduğu için tıkanmıştır.
Merkezi meclisin aldığı kararlar şimdiye kadar savunduğumuz programımızın ne kadar doğru olduğunun kanıtı durumda. Onun içindir ki, alınan kararların hayat bulması için üzerimize düşeni yapacağız.
FDKC ile FHKC arasında koordinasyon var mı? Ortak görevleriniz nedir?
Evet, Filistin devriminin önemli tarihsel tüm aşamalarında yönetim görevlerimizi belirtmişizdir. Aramızdaki koordine hiç bir zaman kopmadı. Biz solun kendisini sürekli yenilemesi ve başkalarının bilgi birikiminden ve tecrübelerinden öğrenmesi gerektiğine inanıyoruz. Şüphesiz toplumda ciddi ideolojik, siyasi, ekonomik vs. arayışlar var. Biz, Filistin solunun parçalar şeklinde bu sorunların altından kalkamayacağını düşünüyoruz. Eğer biz, Halk Cephesi ve diğer sol yapılanmalar bütünlüklü bir program oluşturursak toplum için varoluş gerçeğimizi kitlelere taşıyabiliriz. Bu elbette zaman, kararlılık ve ortak inisiyatif gerektiriyor.
El Fetih-Hamas çatışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
8 Şubat 2007 Mekke’de ikili görüşme sonucu ilan edilen antlaşma (Filistin yönetimi idaresi pay esasına göre) sonucu yaşananlar acı vericidir. Filistin’i karanlık bir tünele sokmuştur. Bu çatışmalar Filistin’i yeni bir ‘Somali’ yapmıştır. Bilindiği üzere Somali’de birbirinden bağımsız üç bölge bulunuyor, Filistin’deki durum da Gazze ve Batı Şeria’yı birbirinden koparan bir durumda. Gazze’de yaşanan günlük çatışmalar, Hamas'ın toplumu ideolojisi yönünde egemenliği altına alma baskıları vs. karşısında Mahmud Abbas, olağanüstü hal ilan edip geçici hükümeti kurması ile sorunu derinleşmiştir. Oysa Filistinli tüm güçler 27 Haziran 2006’da Filistinli tutsakların (El Fetih, Hamas, FHKC, FDKC, İslami Cihat) ilan ettikleri belgeyi benimsemiş; ancak Hamas ve El Fetih bu belgeyi unutmuş gibi davranabilmişlerdir. Bu çatışmalarda ABD’den İsrail’e, bölgedeki Arap yönetimlerine kadar tarafları yönlendiren tutumlar da söz konusudur. En son bizim 4 Temmuz 2007’de taraflara ve diğer tüm güçlere yaptığımız bir çağrı vardı. Esas olarak ulusal birlik, siyasi ortaklık esasına dayalı görüşmelerin başlatılması yönlüydü. Somut olarak da:
1) Askeri çatışmaların hemen durdurulması.
2) Bağımsız ulusal şahsiyetlerden oluşacak geçici bir hükümetin oluşması.
3) Seçim yasalarının değiştirilmesi. Nispi temsili esas alan bir yasanın getirilmesi, yeni devlet başkanı ve hükümet seçimlerinin yapılması; bu seçimler siyasi tıkanıklığın önünü açacaktır.
4) FKÖ’nün tam kurumlarıyla ve tüm güçlerin ortaklığıyla yeniden işlevselleştirilmesi, merkezi Filistin olan ama mülteci olarak yaşayan halkımızı da kapsayacak olan nispi temsile dayalı yeniden ulusal meclisi ve başkanını seçmek.
Filistin sorununun geleceğine dair düşünceleriniz nedir?
FDKC olarak herkesi ulusal antlaşmaya uymaya çağırıyoruz. El Fetih ile Hamas arasında ikili görüşmeler yoluyla iktidarın paylaşımını doğru bulmuyoruz. Hamas dışındaki tüm güçlerin görüşmeleri başlatmalarını; Hamas'ın ise 9 Haziran öncesine (askeri olarak Gazze’de kazandıkları zafer öncesine) dönmesini, 19 Haziran'da Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının aldığı karara uymasını istiyoruz.
Filistin sorunu nasıl yeniden uluslararası arenaya getirilebilir?
Filistin sorununun özelliklerinden biri; yerleşimci işgalci güce karşı ideolojik eğilimden bağımsız olarak tüm güçlerin ulusal bağımsızlık programı etrafında kilitlenmesidir. Sol ve demokratik güçlerin programları toplumdaki tüm kesimleri kapsayacak durumdadır. 1991 yılı Filistin sorunu için bir dönemeç yılı olmuştur. ‘Arap direniş ülkeleri’ (Cezayir, Suriye, Libya, FKÖ vs.) dağılmış, Arap ülkelerinin dayanışması Irak’ın Kuveyt’i işgali ile son bulmuş, SB ve Doğu Avrupa ülkelerinin dağıtılması ile Amerikancı çözüm FKÖ'de hayat bulmuş, Filistinli sol mali politik vs. açıdan kuşatılmıştır. Şimdi ilerici güçlerin birliğini oluşturma çalışmalarımız var.
Sizce Ortadoğu’da bir mücadele koordinasyonunu geliştirme ve mücadelesini yükseltme imkanı var mı?
Solun geleceğin partileri olmalarının gerekliliği bakış açısıyla, ABD’nin adını BOP dediği ülkelerdeki solla Kuzey Afrika (Cezayir, Fas, Tunus) ilişkilerimiz Mısır solu, ve Batı Asya Arap ülkeleri solu ile ilişkilerimiz süreklidir. Arap toplumunun gerçekliği, yeni emperyalist hegemonya, dünya sosyalist deneyleri, enternasyonal anti küresel mücadele, toplumsal gericilik ve dinin etkisi, kapitalizmin alt yapısının etkileri bu ve benzeri aydınlanma programları bölge soluna atılım sağlayacaktır.
Oslo Antlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
1987’de başlayan intifada, Filistin ulusal kurtuluş hareketini yeni bir aşamaya, mücadelenin merkezinde durması gereken yere, işgal altındaki topraklara taşıdı. FKÖ’nün 1988’de bağımsız devlet ilanı kararını almasına neden oldu. Oslo Antlaşması 1993’te imzalandı. Arafat önderliğinde kurulan Filistin Özerk Yönetimi intifadanın hedeflerini bölen, Filistin ulusal programını rafa kaldıran, Filistin toplumu ve kurumları içindeki çelişkileri derinleştiren bir rol oynadı. Özerk Yönetimin tıkanıklığını 2000’de başlayan ikinci intifada açmaya çalıştıysa da İsrail, 2002’de özerk bölgeleri tekrar işgal etmiştir.
Hamas'ın bu duruma gelmesi neye bağlıdır?
Gazze’ye uygulanan ambargo, % 60'lara varan işsizlik, geri ekonomik ulusal yapı, sendikal hareketin geriliği, özerk yönetimin komprador bürokratik patronlar yaratması, toplumsal çürüme vs.nin oluşturduğu yoksullar ordusu nedenler arasında sayılabilir. Hamas'ın seçimleri kazanması, Filistin Özerk Yönetiminin ekonomik, politik, toplumsal program ve uygulamalarına karşı halkın tepkisidir. Aynı halk, Hamas'ın 6 aylık uygulamasından ve ‘çözüm İslamiyette’ formülünden sonra ekonomik sorunlarını çözecek bir programlarının olmadığını gördü.
Irak direnişinin Filistin direnişindeki rolü nedir?
ABD’nin Irak işgal gerekçesi artık hiç dillendirilmiyor. İşgalin BOP projesi gereği olduğu herkesin malumudur. ABD’nin bölgeye egemenliğini kurmaya çalışması bu adımın bir halk hareketi tarafından kırılması, sorunları tekleşen halkların mücadelelerine ivme kazandırıyor.
Sizce antiemperyalist güçler arası koordinasyon nasıl oluşabilir?
Koordinesiz bir başarıdan bahsedilemez. Emperyalist hegemonyanın saldırılarını görmekteyiz. Dünya solu sahip olduğu deneyimler, ödediği bedellerle, program ve mücadelesi ile başarabileceğini görebilmelidir. Şimdi ortak stratejik bir bakış açısına ihtiyaç var. Uluslararası dayanışma ve insanlığa karşı olan görevlerimizle başaracağımıza olan inancımla, hep beraber İLERİ diyorum.
Kaynak: www.atilim.org