| Yargılanması gereken işgal! |
07 Temmuz 2007 |

Abla Rimawi Sa’dat: “Filistin’de günlük yaşamın üç maddesi var:
Esirler, şehitler, yıkımlar…â€
Filistinli tutsak vekillere özgürlük kampanyası kapsamında ülkemize gelen tutsak vekil eşleri, Türkiye halkına, “İmzalarınızla İsrail’in pervasız uygulamalarını kınayın†çağrısında bulundular. Filistin Meclis Başkanı Aziz Salim Duveyik’in eşi Nehile Duveyik, FHKC Genel Sekreteri Ahmet Sedat’ın eşi Ebla Sedat ve Hamas milletvekili Nezir Ahmet Abdülcevvad’ın eşi Ayşe Abdülcevvad, “9 bin Filistinli tutuklu, İsrail zindanlarında insanlık dışı muamelelere maruz kalıyorlar. İsrail, modern dünyanın gözleri önünde Filistin’de katliam yapıyor. Filistin halkının oylarıyla seçilip meclise giren 45 milletvekili ise cezaevlerinde tutuklu bulunuyor†dediler.
Halen İsrail Siyonizminin elinde tutsak bulunan FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi) Genel Sekreteri Ahmet Sa’dat’ın eşi Abla Rimawi Sa’dat ile görüşerek yaşadıklarını, Filistinlilere yaşatılanları konuştuk…
- Ahmet Sa’dat Türkiyeli sosyalistlerin, devrimcilerin yakından tanıdığı bir isim. Tutuklanma süreci ve yaşadıklarıyla ilgili bilgi verir misiniz?
Direniş hareketine 1967’de katıldı. 1968’den itibaren tutuklama serüveni başladı. 1976’ya kadar 4 kere tutuklandı. 1976’da 4 yıllık bir tutukluluk yaşadı. 1985’ten sonra 1. İntifadanın başlangıcı olan 1987’ye kadar tutuklu kaldı. 9 ay dışarıda kaldıktan sonra İdari Mahkeme tarafından tekrar tutuklandı ve 1.5 yıl kaldı içeride.
Defalarca olan bu tutuklamalarda İsrail devletinin hangi gerekçeler ile eşini tutukladığını soruyoruz, aslında çocuk, yaşlı demeden katleden, hapseden, yok etmeye endeksli böyle bir devletin “bahane†ye ihtiyaç duymayacağını düşünüyoruz. “Tek gerekçe FHKC üyesi olmasıydı†diyor Abla. Devam ediyor kaldığı yerden tutuklanma sürecine: “ ‘97 yılında aynı gün ve aynı saatte Batı Şeria’da FHKC’nin 1. ve 2. kademe yöneticilerinin hepsi İsrail tarafından düzenlenen bir operasyonla tutuklandı. Dışarıda olduğu dönemlerde zaten akşamları evde kalmıyor, sürekli yer değiştiriyordu, gündüzleri uğrayıp çıkıyordu. Bundan sonra tamamen güvenlik önlemleri altında görüşmeye başladık, bizi çağırdığı bir yerde gizlice görüşüyorduk. 1992’de aranır durumda olduğu için çok daha dikkatliydi, tüm arabalar denetlendiği için gideceği yerlere yürüyerek gidiyordu. Yakalanması tesadüfen yol kenarından geçen bir devriyedeki askerin onun yüzünü tanımasıyla oldu. Üzerinden herhangi bir doküman, elde herhangi bir kanıt olmamasına rağmen 14 ay yattı hapiste. Bu tutuklamaların hepsinde aynı durum geçerliydi aslında, elde hiçbir delil yoktu. 1994’te Oslo Süreci’nin ardından Filistin Özerk Yönetimi kurulduğunda yine FHKC’nin yönetim kademesine yönelik bir operasyon oldu, bir tek Ahmet hariç diğerleri tutuklandı.â€
Tüm bu tutuklamalardan sonra en son tutuklamanın nasıl ve ne zaman olduğuna geliyor sohbet. Oslo Süreci ve giderek İsrail’e karşı tavizkar bir tutum takınan Arafat yönetimi İsrail’in baskısıyla birkaç kere kısa süreliğine alıkoyup bırakıyor Sa’dat’ı. FHKC kurucusu George Habbaşâ€™ın liderlikten ayrılmasının ardından yerine getirilen Ebu Ali Mustafa (Mustafa Ali Kasım Zibri), İsrail tarafından 27 Ağustos 2001’de öldürülür. Ebu Ali’nin yerine 3 Ekim 2001’de Oslo barış anlaşmasına karşı çıkan Ahmed Sa’dat getirilir. FHKC, Ebu Ali Mustafa’nın öldürülmesinden sonra, misilleme yapacağını ve üst düzey Filistinlilere yönelik İsrail’in saldırılarına karşılık vereceğini açıklar. FHKC, İsrail Turizm Bakanı Rehavam Zeevi’nin Ekim 2001’de Kudüs’te öldürülmesinin sorumluluğunu üstlenir, Filistin tarihindeki en önemli eylemlerden biridir bu. İsrail, Turizm Bakanı’nın Kudüs’te ofisinde öldürülmesine karşı sürek avı başlatır. Bundan sonrasını şöyle anlatıyor Abla Sa’dat: “Filistin yönetimi bu olaydan sonra İsrail’in baskısına dayanamadı ve eşimle birlikte eylemden sorumlu tutulan 4 kişiyi tutukladı. Ardından hatırlarsınız Arafat’ın Ramallah’taki karargahı kuşatmaya alındı. Eşim, tutuklanan 4 kişi ve El-Fetih içerisindeki askeri kanattan sorumlu olan Mahmut Şoubek’i tutuklayarak Eriha Hapishanesi’ne götürdüler. İngiliz, İsrail ve Amerikan askerlerinin gözetimindeydi hapishane. Tutuklanmadan bir gün önce Ramallah’ta yapılan uyduruk bir mahkemeyle bu kişilere 14-20 yıl arası değişen hapis cezaları verildi. Bu kuşkusuz Amerika ve İsrail’in dayatmasıydı. Arafat devre dışı bırakmak istemişti onları, bunu yaptı. Geçtiğimiz yıl Mart ayında düzenlenen bir operasyonla kaçırılarak İsrail içindeki Hedarim Hapishanesi’ne götürüldüler.
Suçlu varsa ve yargılanması gerekiyorsa o işgaldir
Son duruşmada da aynı şey oldu. Hakimler bir kez daha ismini sordu. O söylemeyi reddetti. Ayrıca bilirsiniz, bütün mahkemeler, yargılananların ayağa kalmasını ister. Fakat Ahmet Sedat hiçbir duruşmasında ayağı kalkmadı. Soruları yanıtlamadı. Avukatı, Sedat'ın bu tavrı üzerine mahkemeden çekilmek istedi. Mahkemeye, “Temsil ettiğim kişi, mahkemeyi tanımıyor. Benim burada olmamın bir anlamı yok†dedi. Mahkeme heyeti afalladı. Ne söyleyeceğini, ne yapacağını bilemedi. Ama avukatın davadan çekilmesine de izin vermediler. Ahmet Sedat, kısa ifadesinde, “Ben size cevap vermek istemiyorum. Çünkü suçlu olduğumu kabul etmiyorum. Ve eğer suçlu varsa ve yargılanması gerekiyorsa o da işgaldir†dedi.
Tüm ülke tutsak…
Sohbet, Filistinli tutsakların yaşam koşullarına geliyor… Eriha Hapishanesi’nde iken daha iyi idi. Rahatça görüşüyorduk. Fakat saldırıdan sonra, ben İsrail'in işgali altındaki Kudüs nüfuslu olduğum için bu kimlikle her istediğimde İsrail'e girebildiğim halde, oraya girişim güvenlik gerekçe gösterilerek yasaklandı. Daha önce tutuklanmış olmam, bu keyfi engellemeye gerekçe kılınmak istendi. Dolayısıyla Ahmet'le ancak 2006'nın sonunda görüşebildim, yani tam 9 ay sonra. Şu an ziyaret edebiliyorum. Ayda iki sefer görüşebiliyoruz. Fakat aynı anda 16 kişi, camlı bölmelerin ve demir parmaklıkların arkasından 45 dakika telefonla görüşebiliyoruz. Açık görüşümüz yok. Söylediğimiz her şey dinleniyor ve görüş esnasında askerler arkanızda bekliyor.
Bunun dışında, Filistinli tüm tutsakların yaşam koşulları çok kötü. Hapishaneler birer demir yığınına benziyor. Hapishaneye ilk girenler 2x1 metrelik tekli hücrelerde tutuluyor. Bu bazen yıllarca sürüyor. Kimin ne kadar kalacağı İsrail'e bağlı. Tekli hücrelerde kalanlar, tuvalet ihtiyaçlarını hücrelere konan şişe veya kovalarla görüyorlar. Çünkü tuvalete 24 saatte bir çıkartıyorlar. Keyfi cezalandırmalara maruz kalıyorlar. Görüşler ayda bir 45'er dakika yapılıyor. Tabi bunun yanında görüşler istendiği zaman kesilebiliyor. Mesela, tutsak olan Maliye Bakanı Dr. Ömer Abdurrazik'in 75 yaşındaki annesinin cezaevine girmesi yasak. Çünkü, Abdurrazik’in annesi olup olmadığını İsraillilere ispatlayamıyor. Ya da hapishanelere giderken, kontrol noktalarında takılmamanız içten bile değil.
- Filistinli tutsakların yakınları olarak neler yapıyorsunuz?
Esirlerle dayanışma örgütleri var ve her türlü dayanışmayı göstermeye çalışıyoruz. Zaten orada günlük yaşamın üç maddesi var, biri esirler, biri şehitler, biri de yıkılan evler. Bunların üzerine kurulmuş bir hayat var ve bunları takip eden örgütlerimiz, derneklerimiz var. Bunlardan biri eşimin de kurucuları arasında yer aldığı Addameer (Vicdan) isimli tutsaklarla dayanışma örgütü.
Ambargo, günlük yaşamda nasıl karşılık buluyor?
Seçim yapılmadan, İsrail ve ABD tarafından ambargonun hazırlıklarına başlanmıştı. Hamas’ın kazanması durumda izlenecek strateji belirlenmişti. Bu biliniyordu.
Hamas hükümetine karşı ilk adım, Filistin ile resmi ilişkilerin durdurulması, projelerin askıya alınması oldu. Ambargo devreye sokuldu. Tam bir kuşatma.
Doğal olarak ambargo sadece Hamas’ı değil, tüm Filistinlileri etkiledi. Özelikle memurlar. Şu an 140 bin hükümet memuru var. Ambargoyla birlikte maaşlarını alamıyorlar. 2-3 ayda bir aldıkları avanslarla idare etmeye çalışıyorlar. Bu, 250 dolar demek. Oysa Filistin’de 250 dolar hiçbir şeyi karşılamaz. Yani anlayacağınız, ABD'nin ve AB ülkelerinin aldığı ambargo kararı Hamas'a değil, halka karşı. Toplumun tüm katmanlarını etkiledi. Örneğin; insanlar hasta olduklarında doktora gitmemeye başladı. Tüccarlar iş hacimlerini küçültmek ya da durdurmak zorunda kaldılar. Yani, bu cezadan herkes payına düşeni aldı.
Filistin halkı ambargonun mimarı ve destekçisi tüm devletlere karşı tepki duyuyor. Demokratik seçimle iş başına gelen Hamas’ı tanımamaları yetmezmiş gibi, ambargo ile her türlü insani hizmetin durmasına da sebebiyet veriyorlar. Filistin halkı bunu anlıyor.
Filistin'de kardeş çatışmalarına tanık olduk. Ardından Mekke anlaşması geldi. Ulusal birlik hükümeti konusunda ne düşünüyorsunuz?
Dünyanın üzüntüyle izlediği bu kardeş kavgasından Filistin halkı çok etkilendi. Bu kavgalar, Filistin halkında derin yaralar açtı. İnsanlar bunun üzerine sokaklara çıktı, bu anlamsız çatışmaların son bulmasını istedi. Örneğin, Gazze'de yoldaşlarımız çatışmaların önüne geçebilmek için etkili bir şekilde çalıştılar. İslami Cihat ile birlikte toplantılar, görüşmeler, gösteriler dışında, çatışmaların durması için bedenlerini siper ettiler, etten bir duvar ördüler.
Mekke anlaşması, bu çatışmaları durdurmak için bir adımdı. Fakat çekincelerimiz var. Yok sayıldığımız için ve kararlar İsrail’in tanınması anlamına geldiği için. Bunun için ulusal birlik hükümetine dahil olmadık. Yine de onlara başarılar diliyoruz. Umarım bu genel kuşatma, ambargo bir an önce son bulur.
— Derneğimiz aracılığıyla ve kamuoyuna neler iletmek istersiniz?
Öncelikle saygılarımı ve teşekkürlerimi iletmek istiyorum halkınıza. Gerçekten bizim acı duyduğumuz her şeyi paylaşmaya çalışıyorlar. Filistinli tutsakları ve Filistin halkını anımsadıkları için çok teşekkür ediyoruz. Bize destek çıkan, tutsaklarımıza sahip çıkıp, şehitlerimizi unutmayan insanlara da saygımız sonsuz…Önümüzdeki süreçte dayanışmayı daha fazla yükseltmeyi umuyoruz…
Kaynak: www.iscikoylu.org ve www.atilim.org sitelerinden derlenmiştir.