| Filistin vicdan, Filistin umut |
15 Şubat 2009 |

Filistin yakılıp yıkılıyor. Filistin toprakları harabe. Filistinliler tutsak, gazi ve hasta. Filistinliler işsiz, aç ve yoksul. Filistinliler mülteci...
İsrail'in Gazze işgali ve katliamı bir vicdan ayaklanmasına dönüştü. Halk tepkisinin en yoğun yaşandığı ülkelerin biri Türkiye. Siz bu toplumsal tepkiyi neye bağlıyorsunuz?
Füsun Bandır (FHDD Başkanı:)Yola çıkarken de belirttiğimiz gibi, “Filistin, yalnızca Filistin değildir. Çocuk generallerin siyonistlere attıkları taşların, yalnızca taş olmadığı gibi. Bir çağrıdır Filistin; insanlığa, insan olana. Bir umuttur atılan her taş, insanlık için geleceğini arayana.”
Büyük Felaket'ten, Nakba'dan bu yana, 60 yılı aşkın bir süredir bütün dünyanın gözü önünde, bizim hemen yanı başımızda Filistin'de ağır çekim bir soykırım sürüyor. Filistin yakılıp yıkılıyor. Filistin toprakları harabe. Filistinliler tutsak, gazi ve hasta. Filistinliler işsiz, aç ve yoksul. Filistinliler mülteci...
Siyonizm, Filistin'i sadece katliamlarla değil, sefaletle, eğitimsizlikle, salgın hastalıklarla kuşatıyor ve ekonomik ambargoyla teslim almak istiyor. Örneğin Gazze, uzun süredir üstü açık bir cezaevinden farksız. Gazzeliler, ölümcül hasta iken tedavi olmak için dahi bu hapishanenin dışına çıkartılmıyorlar, kontrol noktalarından ölüme terk ediliyorlar.
Siyonizm yetinmiyor, darbeler tezgahlıyor, El Fetih Hamas çatışmasında olduğu gibi işbirlikçileri kullanarak kardeşi kardeşe düşürüyor.
Filistin, insan olan herkesin vicdanını kanatıyor. Filistin'de süren siyonist vahşete seyirci kalmak mümkün değildir. On yıllardır süren bu emperyalist siyonist zulme insan olan seyirci kalamaz. Tabi önemli bir dinsel bağ da mevcut.
Filistin sadece vicdan mı?
Filistin, bölge halklarının vicdanı olduğu kadar geleceğidir de. Bu duyarlılığın en önemli sebebi budur.
Filistin, bir mihenk taşıdır. İsrail, tüm Ortadoğu'nun bağrına saplanmış bir emperyalist hançerdir. Filistin zaferi, sadece siyonizmin değil, emperyalizmin işbirlikçisi geri rejimlerin de yenilgisi olacaktır. İsrail'in yenilgisi, sadece Filistin'in değil, bölge halklarının; Arapların, Kürtlerin, Türklerin, Farsların da zaferi olacaktır.
Onlarca insanın Gazze katliamı sürerken derneğimize gelerek, “Bizi İsrail'e gönderin, orada İsrail'e karşı savaşmak istiyoruz” demesi bundan. Çocukların delik deşik bedenleri, yasaklı fosfor bombası ile kavrulmuş cesetler vicdanları kanatıyor. Ancak muazzam güç eşitsizliğine rağmen teslim alınamayan, İsrail'i ateşkes ilan etmek zorunda bırakan direniş de umut veriyor. Bu çok önemli bir şey.
Filistin halkı, Gazze katliamında olduğu gibi, geleceğini savunmak için onlarca yıldır dişe diş bir mücadele yürütüyor. Tanka karşı taş, savaş uçaklarına karşı ev yapımı füzelerle direniyor. Gerektiğinde bedenini bir silaha dönüştürmekten çekinmiyor. Filistin'e sempatinin kaynaklarından biri de bizce bu.
Filistin sorunu Müslüman kardeşliğine indirgenebilir mi?
Filistin'in Müslüman kardeşliğine indirgenmesi bizce bir hata. Kuşkusuz Müslüman halklar bakımından din kardeşliği önemli. Ama Filistin soruna buna indirgenemez. Az evvel ifade ettiğim gibi, Filistin bunun çok çok ötesi. Dünya ezilenlerinin, bölge halklarının ortak acılarını ve enternasyonal dayanışmasını ifade ediyor. Duyarlılığın tarihi de zaten bunu kanıtlıyor.
Filistin ulusal kurtuluş mücadelesi laik bir hareket olarak ortaya çıktı. El Fetih, FHKC, FDKC ve tüm direniş örgütlerinin bir merkezi birliği olarak FKÖ laikti. Hamas ortaya çıkmadan önce de, bütün dünya halkları gibi ülkemizin halklarının yüreğinde de Filistin için sımsıcak duygular vardı. Bu ülkenin devrimci gençleri Filistin için kanlarını döktü. Denizleri Filistin'siz düşünebilir misiniz? Hayır değil mi!
Filistin direnişi bazı çevrelerce özellikle sadece Hamas'la özdeşleştiriliyor. Gerçekten durum bu mu? Filistin sol kuvvetlerinin Gazze direnişindeki payı ve rolü nedir?
Haklısınız, direniş Hamas'la özdeşleştirildi. Saldırının, Filistin direnişinin en güçlü temsilcisi Hamas'a yönelmemesi mümkün değildi. Ama diğer bir gerçek de şu; siyonist saldırının asıl hedefi, örgütlerden ziyade direnişti. Filistin halkının direnme iradesi idi. Bu yüzden diğer direnişçiler, en az Hamas kadar, hatta saldırının merkezinde olmamalarına rağmen zaman zaman ondan daha fazla Gazze'de direnişi omuzladı. Mesela FHKC'ye bağlı Ebu Ali Mustafa Tugayları, FDKC'ye bağlı Ulusal Direniş Tugayları, İslami Cihad'a bağlı Saraye El Kudus Tugayları, Ulusal Direniş Komiteleri'nin silahlı kanadı An-Nasser Salah Ad-Din Tugayları, El Fetih'e bağlı El Aksa Tugayları direnişte çok önemli yer tuttular, şehitler verdiler.
Durmak yok
Derneğiniz bu dönemde neler yaptı? Önümüzdeki döneme dair planlarınız nelerdir?
İlk hava operasyonu başladığında, derneğimiz Taksim Tramvay durağında bir eylem yaptı. Kara operasyonu başlar başlamaz ise, gece yarısına yakın olmasına rağmen, Filistinli mültecilerle birlikte Galatasaray Meydanı'nda toplandı. Bunlar iyi reflekslerdi. Önemli bir etki yarattılar, sempati ile karşılaştılar.
Bunun dışında biraz geç de olsa, sekiz gün süren insanlık nöbetlerimiz oldu Galatasaray Meydanı'nda. Bu nöbetlerde gün gün halkı bilgilendirdik. Sokakta bir enformasyon bürosu kurmuş olduk. Devletlerin tutumunu anlattık her gece, bunun yanında direnişten de raporlar sunduk. Burada Filistinli dostlarımızın mektuplarını okuduk, yaşadıkları acıyı anlatan.
Ayrıca ilaç kampanyası düzenledik. 25 koli ilaç gönderdik Filistin'e. Ayrıca bu kampanya 7 Şubat'a kadar devam edecek, yani ilaç yardımlarını toplamaya devam ediyoruz.
Daha büyük eylemler için bazı girişimlerimiz oldu, ama burada belli bir sonuca ulaşamadık. Biz, bundan sonraki süreçte de Filistin sorununu gündemde tutmaya devam edeceğiz. Bu, FHDD olarak bizim asli görevimiz. Bizim amacımız, Filistin duyarlılığını katliam anlarının dışına taşırmak, genelleştirmek, süreklileştirmek ve kurumsallaştırmak. Filistin halkı sadece öldürülürken değil, Filistin halkı ambargo altındayken, ayrımcılık duvarı inşaatı sürerken, mültecilerin dramlarında bir eksilme olmazken de sesimizi yükseltmemiz gerekiyor.
Bir süredir Filistin sorunuyla ilgili değişik konu başlıkları altında atölye çalışması yaptığınızı biliyoruz. Sonucunda bir Ortadoğu Konferansı yapma hedefi bulunuyor. Bu çalışmanızla ilgili neler söylemek istersiniz?
Biz bu atölye çalışmalarını başlatırken çok düşündük. Bu atölyelerin bize kazandıracağı neler olabilir diye. Bugün atölyelerimiz ikinci toplantılarını yaptı. Güzel bir ilgi var. İnsanlar gerçekten Filistin sorunuyla ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorlar. Bu atölyeler, 16-17 Mayıs'ta düzenleyeceğimiz Ortadoğu Konferansı'nın hazırlık aşaması. Bir sonuç bildirgesi hazırlama hedefimiz var. Bunu, konferansta uluslararası kamuoyuna duyurmayı amaçlıyoruz. Bu sonuç bildirgesi çok önemli. Bizim bundan sonraki programlarımıza da fikir verecek. Rotamızı çizeceğimiz çalışmalar olacak bu atölye çalışmaları. Dernek çalışmalarımızı besleyecek. Örneğin, eksik bıraktığımız hep bir nokta vardı bu konuda, akademik çalışma. Biz bu süreçle birlikte aslında akademik çalışmayla eylemlerimizi yani, pratik ayağını birlikte örmeyi düşünüyoruz. Bu çalışma buna ön ayak olacak.
Ateşkes yenilginin kabulüdür
İsrail tek taraflı ateşkes ilan ederek Gazze'den geri çekilmeye başladı. Bugün durum tam olarak nedir, ateşkesi ve geri çekilmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Gazze'de bir savaş yoktu, bir katliam vardı. Çünkü savaş diyebilmek için koşulların, güçlerin eşit olması gerekir. Filistin'de açık ki böyle bir durum ne şimdi vardı, ne de daha önce. Filistin'de yaşanan, işgal içerisinde işgaldir! İsrail, daha önce açık hava hapishanesine dönüştürdüğü bir toprak parçasına son teknoloji tanklarıyla, savaş uçaklarıyla, kimyasal silahlarla saldırdı çünkü. Son teknoloji silahlarla hapishanelerine saldıran Türkiye devleti gibi.
Gazze şimdi moloz yığını. Şerit bir harabeyi andırıyor. Okullar, hastaneler, evler yerle bir. Ancak Gazze'de umut dimdik ayakta. Çünkü İsrail, 22 gün süren katliamın sonunda ateşkes ilan etmek ve geri çekilmeyi başlatmak zorunda kaldı.
İsrail'in yenilgisinde, kuşkusuz dünya halklarının vicdan ayaklanmasına dönüşen enternasyonal dayanışma hareketinin etkisini vardı. Özellikle Venezuela'nın halkçı devlet başkanı Hugo Chavez'in İsrail elçisini kovması dünya halklarına ilham olmuş, halklar dayanışma hareketini işbirlikçi iktidarlarından hesap sorma mücadelesine evriltmeye başlamışlardı. Solcu devlet başkanının Müslüman halkların ellerinde bayraklaşması, Kuveytli bir milletvekilinin Arap Birliği merkezinin Caracas'a taşınmasını istemesi, Filistin mücadelesinde sol bakımında önemli kazanımlar ve unutulmazlardı bence.
Ben, ateşkesin Obama'nın görevi devraldığı günlere denk getirilmesinin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Katliamın startı gibi finali de inceden inceye hesaplanmıştır bence. Böylece katliamın günahı Bush'a kesilecek, Obama, ABD emperyalizmi için beyaz bir sayfa olacaktı. Tabi hedef, İsrail'in o zamana kadar işini bitirmesiydi. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. AB ve ABD emperyalizminin “kendini savunma hakkı” olarak meşrulaştırdığı siyonist vahşet direnişi kıramadı. Filistin halkı, bin 500'e yakın şehide rağmen direnişe ara vermedi; hem İsrail'in, hem de efendisi ABD'nin planını bozdu. İsrail, 2006 Lübnan işgalinde olduğu gibi bir kez daha yenildi. Kazanan yine direniş oldu.
Onlarla birlikte işbirlikçileri Mahmut Abbas da yenildi. Abbas, katliamlar yapıldığında zaten Gazze'de değildi. Gazze dışında sadece demeçler vermekle yetindi.
İsrail'in tek taraflı ateşkes ilanı yenilginin kabulüdür. Ne ateşkes uzun sürelidir, ne de İsrail geri çekilme de samimidir. Gazze açık hava hapishanesi olmayı sürdürdüğü sürece İsrail ile uzun süreli bir ateşkes mümkün değildir. Bakın; hala Gazze'nin hava sahalarında İsrail uçakları uçuyor. Hala Gazze sınır kapıları açık değil. İçeri sadece ilaçlar girebiliyor, diğer insani yardımlar, örneğin gıda hala içeri alınmıyor. Gazze'nin hala elektriği, suyu İsrail'in denetimi altında. Katliam sadece silahla yapılmaz. Aç bırakmak, susuz bırakmak da bir katliamdır. Yani şu an Gazze'de silahlar sustu diye düşünüyoruz. Ambargolar kalkmadığı sürece, sınır kapıları açılmadığı sürece ateşkes uzun süreli olamaz.
Irkçılığa hayır, dayanışmaya evet
Bu dönemde İslamcı dernek vakıf ve kurumlar da yaygınca eylem yaptılar. İlerici, devrimci, sosyalist güçlerle İslamcı güçleri birleştiren ve ayrıştıran şeyler nelerdir?
İlericiler, devrimciler çok birlikte hareket edemedi. Herkes küçük ya da büyük parça parça bir şeyler yapmaya çalıştı. Bu yanlış değildi, ama eksikti. İlericiler, devrimciler bir araya gelerek binleri sokağa dökebilirdi.
Bazı eylemlerde 'Yahudiler ve Ermeniler giremez. Köpekler girebilir' gibi ırkçı pankartlar açıldı. 'Hitler az yapmış' tarzında sloganlar atıldı. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Açık bir istismar bu. Filistin sorunun maniple etme girişimleri. Tasvip etmek mümkün değil. Bizim tutumumuz açık ve net: Irkçılığa hayır, dayanışmaya evet.
İslamcı tabanda ve yaygın olarak halkta Filistin sorununda yaşanan duyarlılık ile Kürt sorunu karşısındaki çelişkili ilgisizlik dikkat çekiyor. Özellikle İslamcılar Filistin sorununu kendi sorunları olarak görürken, Kürt sorununu görmezden gelmeyi tercih ediyorlar. İki ayrı ulusal soruna yaklaşımdaki farklılığın nedenleri sizce nedir?
Bir çifte standart durumu var. Ezen ulus milliyetçiliğin şoven etkileri burada çok belirleyici. Ama Kürt sorununa egemenlerin gözleri ile bakma dönemi artık yavaş yavaş kapanıyor. İslami örgütler içinde Kürt sorununa bakışta bir değişim var. Umarız bu, Filistin halkının acıları ile Kürt halkının acılarının benzerliğini fark edebilecek kadar gelişir.
AKP il ve ilçe binaları ablukaya alınmalıydı
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın sizce inandırıcılığı nedir?
Olmert, işgalden çok kısa bir süre önce Türkiye'ye geldi, Başbakan Erdoğan'a işgalle ilgili bilgi vermedi mi? Türkiye İsrail'le bir çok askeri, siyasi, ekonomik anlaşmaya imza atmış bulunuyor. Örneğin Gazze'ye ölüm yağdıran İsrail savaş uçaklarının pilotları Konya hava üssünde eğitim görüyorlar. Bütün bunlar Erdoğan'ın da ağızından kaçırdığı gibi tek bir şeyi ifade ediyor: Türkiye egemenleri Gazze katliamının suç ortaklarıdır, Gazze'de dökülen her damla kanda sorumlulukları vardır.
Timsah gözyaşları dökmenin bir anlamı yok. Gerçekten mazlum halkların, Filistin halkının yanında olunmak isteniyorsa, öncelikle şunlar yapmalı: İsrail'le yapılan tüm siyasi askeri, diplomatik, ekonomik anlaşmalar iptal etmeli, Konya Hava Üssü İsrail savaş uçaklarına kapatmalı, İsrail Büyükelçisi Türkiye'den kovulmalı. Bir de tabi önce, kendi sorununu çözmeye çalışmalı, Filistin sorunun bir benzeri olan Kürt sorununda İsrail gibi davranmayı bırakmalı.
Erdoğan, samimi olsaydı bunları yapardı. Ama ne yaptı? Çıkıp televizyonlarda sadece sahte gözyaşları döktü. Eşi Erdoğan, First Lady'lerle balo salonlarında Nazım şiiri okudu. Bir başkası çıkıp “Biz ilişkileri kesersek, barış kapıları kapanır” dedi. Bunlar sadece iki yüzlülüktür, başka bir şey değil.
Türk hükümeti 'duygusal' davranmadı, Arap ve Müslüman diğer ülkelerde benzer bir yol izledi. Ama Venezuela, Bolivya, Moritanya gibi ülkeler İsrail'le diplomatik ilişkilerini kesti. Venezuela'nın ilişkileri kesmesi, Chavez'in açıklamaları özellikle Müslüman kesimde nasıl bir etki yarattı?
Biz, tüm eylemlere katılmaya özen gösterdik. Şunu çok açık gördük; İslami kesimin eylemlerinde Chavez'e büyük bir sempati vardı. Chavez selamlandı. Herkes, Erdoğan'dan Chavez gibi davranmasını bekledi. Örneğin Mazlum-Der, Chavez'e teşekkür mektubu gönderdi. Yine Mazlum-Der, Urfa'da AKP il binasını işgal etti, camdan “Erdoğan ağlıyor, Chavez kovuyor” pankartı sarkıttı.
Oldukça yaygın eylemler yapıldı fakat Türk hükümetini pratik adımlar atmaya zorlayacak bir basınç yaratılamadı. Eksik olan neydi?
Hükümetin iki yüzlü politikası bence iyi teşhir edilemedi. Katil İsrail'in İstanbul konsolosluğunun önünü nasıl ablukaya alındıysa, suç ortağı AKP'nin il ve ilçe binaları da ablukaya alınmalıydı. Eylemler, belli bir noktadan sonra dayanışmanın ötesine geçmeli, işbirlikçilerden hesap sormaya dönüşmeliydi. Hükümet üzerinde basınç oluşturulmalıydı. Diğer hedefler, Arap gerici rejimlerin konsoloslukları olabilirdi. Örneğin, Mısır konsoloslukları önü daha etkin eylem alanları haline dönüştürülebilirdi.
Kaynak: Atılım gazetesi